Blogger tarafından desteklenmektedir.

15 Ağustos 2017 Salı

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK SON)

Ağustos 15, 2017 0 Comments



Merhaba Arkadaşlar,

"Beklenmedik Yalnızlık Serisi"nin son kısmını paylaşıyorum sizlerle bugün. Bir kadının sessiz, sedasız ve de yalnız terk-i diyar eylerken bıraktığı  mektubun satırlarına sızacaksınız şimdi. 

Kendi sırları, acıları ve yaşanmamışlıkları ile hayata veda eden içimizdeki yüzlerce kadından sadece bir tanesi o. 

Dilerim kelimelerim, cümlelerim, duygularım kısacası öyküm yarattığım kahraman gibi yalnız kalmaz :))




Sevgili Tahir;
Şu an bu satırları neden yazdığımı bilemiyorum. Sana ulaşıp ulaşmayacağından bile emin değilim. Çok uzun yıllar önce, zaman tünelinin derinliklerine hapsettiğim duygularım yeniden gün ışığına çıkmak istedi ısrarla, nedense. Yorgun bedenimi terk etme telaşına düşen ruhumun son arzusu olabilir mi acaba bu? Bilemiyorum, en yalın anlatımıyla bir iç dökme ya da gönül yükünü hafifletme telaşı diyelim istersen.
            Yıllar önce, seninle ilk karşılaştığımızda kaderimin en gizli kahramanı olacağını hissetmiştim sanki. Çok da yanılmamışım aslında. O kadar gizli, o kadar gizemliydin ki içime kor ateşi yaktıktan sonra aniden ortadan kayboluverdin. Uzun zaman kimse haber alamadı senden. Gidişini takip eden ilk iki yıl boyunca yalan, yanlış adreslere, mektuplar yazıp durdum, biliyor musun?


 Meğer ümitsiz aşkının peşinden yurt dışına gitmişsin. Ne kadar da safmışım, ne büyük bir aptalmışım öyle değil mi Tahir? Ne bekleyebilirdim ki zaten? Semtinize yeni taşınmış bir körpeyle, üç beş kez çay içip, gizli kaçak buluştun diye gönül bağı kuracak halin yoktu ya hemen. İlk aşkın, Zuhal’i unutturur düşüncesiyle savrulduğun Şermin’e, ne gibi bir yükümlülüğün olabilirdi? Zuhal’in ailesi seni onaylamadı diye, sana kız mı yoktu sanki? Teselliyi alkol şişesinde aradığın bir akşam, önce “evlenelim” deyip sonra da sahip olduğun Şermin’le son perdesini kendi yazdığın bir tiyatro oyunu oynamıştın yalnızca. Yıllarca kalbinde ve hayalinde devleştirdiğin Zuhal’i, bir anda yerle bir etmek mümkün müydü hiç? Neticede Şermin’e zorla sahip olmamıştın. Abartılacak bir taraf yoktu bunda, öyle değil mi Tahir? İnsan kendi vicdanını başka hangi kelimelerle aklar acaba?
            Sonradan öğrendiğime göre ne yapıp, edip ermişsin muradına, kavuşmuşsun Zuhal’ine. Fakat bir müddet sonra kısmi felç geçirip, tekerlekli sandalyeye bağlı yaşamak zorunda kalmışsın. O dönemlerde; getirdiğin fiziksel yüke ve girdiğin psikolojik bunalıma genç ve güzel eşin dayanamamış ve 6 ay sonra seni terk etmiş. Eee insan yükü ağırdır Tahir. Çekene de zor, bakana da zor demişler. Şu an tıpkı benim de içinde bulunduğum durum gibi yani. Ama manevi çocuklarım var Allah’tan yanımda. Onlar da benimle birlikte çile dolduruyor, bahtsız yavrucaklar.
Bana gelince çok da merak etmedin gerçi ama yine de anlatayım senden sonrasını istersen; hamile olduğumu öğrendiğimde uzun zaman ne yapacağımı bilemedim ve en sonunda senden kalan en önemli hatıraya sonuna kadar sahip çıkmaya karar verdim. Genç yaşında karnında bebeği ile dul kalan en yakın arkadaşım Gülnur’a sığındım ve karnım belirmeye başladıktan sonra da neredeyse hiç dışarıya çıkmadım. Doğum zamanlarımız birbirine yakındı. Gülnur ikiz çocuk doğurdu diyecektik etrafa fakat buna gerek kalmadı. Çünkü Gülnur’un bebeği doğumdan dört gün sonra öldü. Bu kayıptan 1 hafta sonra ise benim doğumum gerçekleşti. Akabinde Gülnur, bizim çocuğumuzu evlat bilip ona sarıldı. Önce eş sonra da evlat acısını çocuğumuzla onardı. Biyolojik anne olarak ben, teyze rolüyle yetinmek zorunda kaldım. Zaten başka bir seçeneğim de yoktu.
Sevda ne kadar hastalıklı bir duygu değil mi Tahir? Her şeyi hazmettiriyor insana. Neden soruyorum ki şimdi bunu sana? Elbette biliyorsun. Aynı kaderi paylaşmıyor muyuz aslında? İkimiz de sevilmeden sevmedik mi? İkimiz de terk edilmedik mi? ikimiz de yaşarken ölmedik mi? Birbirimizi en iyi yine biz anlarız öğle değil mi sence de? Tek farkımız vedalaşma biçimimiz sanırım.
Kâğıt üstünde birkaç kuru itiraf gibi görünen bu yıkık dökük hikâyenin özüne ömrümü adadım biliyor musun Tahir? Yıllarca seni hep uzaktan sevdim ve “acaba bir gün döner mi?” diye bekledim, kendime bile hissettirmeden bekledim. Genç halini, engelli halini, yaşlı halini, hasta halini ama sadece beni seven halini bekledim. O zamanlar, bana geri dönen tek şey muhatap bulamayan mektuplarım oldu. Ardından kendi çocuğumu uzaktan sevdim ve ona da tam olarak annelik edemedim. Şimdilerde ise beklediğim tek şey ölüm. Tek sadık gerçeğim. Randevusuna geç kaldığı hiç görülmemiş yeni yol arkadaşım.
İnsanı yıkan hastalık değil biliyor musun Tahir, insanı asıl yıkan ümitsizlik, moralsizlik ve kimsesizlik. Anladım ki; şu hayatta bize verilen en büyük hediye sadece ve sadece sevdiklerimizle birlikte olabilme şansı imiş. Karşılık bulan sevgi ile harman olma duygusuymuş. Bu duygu halesi diğer bütün kazanımları kucağımıza koyan en büyük güçmüş meğer. İşte ben bu güce hiçbir zaman sahip olamadım Tahir. Seninle ilgili kötü düşünmek istemedim, sana küsmedim, küsemedim “ah” da etmedim. Haklı sebepleri olmalı deyip kendi közümde yanmayı tercih ettim. Zaman içinde gönül hastalığımla barıştım ve hatta onun yok etme durumuna alıştım. Belki de aptallıktı bilemiyorum. Dedim ya sevda da bir nevi hastalık hali. Son günlerimde tabutumu ısıtacak birkaç cılız sevgi sözcüğü ile uğurlandığımı hayal ediyorum sadece ve her şeyle yetindiğim gibi bununla da yetiniyorum. Son olarak; eğer hala hayatta isen seni, oğlumuz Cengiz’e emanet ediyorum Tahir. Seni ve beni gizli gizli seven bir kadın vardı dersin belki ona. Elveda. 
                                                                                                                                                 Şermin.  











14 Ağustos 2017 Pazartesi

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK III)

Ağustos 14, 2017 4 Comments


Herhangi bir pürüzle karşılaşmamayı umarak demir kapının zilini çaldı, Suat. Açılması yıllar sürmüştü sanki. Kurum görevlisiyle iletişimi zor da olsa Mustafa sağladı. Kısa bir diyalogdan sonra görevli onları Tahir amcanın odasına götürdü. Tahir amca Suat’ın hayalinde canlandırdığı fotoğrafa çok da fazla benzemiyordu. Seyrek, kumral saçları, içe doğru hafif çökük elmacık kemikleri ve etrafı çizgilerle kuşatılmış kısık ela gözleri, hayata küskün olduğuna dair izler taşıyordu. İlerleyen yaşına rağmen bir hayli etkileyici olan ses tonu, görüntüsünün zaaflarını kapatmaya yetiyor, onu bir anda olduğundan daha heybetli ve karizmatik bir hale getiriyordu. Telefonda Şermin teyze ile ilgili duyduklarını yaşlılığının getirdiği olgunluk ve bilgelikle birlikte hazmetmiş gibi bir hali vardı. Mesafeli bir tanışma seremonisinden sonra Mustafa ile Suat hiç vakit kaybetmeden Tahir amcanın kurum izni ve seyahat süreci ile ilgili resmi işlemleri halletmeye koyuldular. Tekerlekli sandalye ile zor olacağı için aktarmalı uçuş yerine bir sonraki gün, direkt uçuşu tercih etmişlerdi. İşleri yoluna koyduklarında gün sona ermek üzereydi. İyice yorulduğunu hisseden Suat, bakımevinin birkaç sokak ötesinde, üçüncü sınıf bir otel odasına yerleşti. Son iki gündür gözünü kırpmamıştı. Tek istediği biraz uyumaktı. Ancak, gerek ertesi günkü seyahat heyecanı gerekse de Şermin teyze ve Tahir amcanın karşılaşma anında sergileyecekleri duygusal ya da tıbbi reaksiyon seyri ile ilgili endişeler uykusunu iyiden iyiye kaçırmıştı. Kafası o kadar bulanmıştı ki doğru bir şey yapıp yapmadığından emin bile değildi, artık.
Ertesi gün; Mustafa, hemşehrisinden yardımlarını yine esirgememiş, onlara havaalanına kadar eşlik etmişti. Engelli yolculara tanınan önceliklerden yararlanarak uçağa bindiler. Kısa cümleli ve uzun boşluklu konuşmaların ardından Tahir amca çantasına uzanıp her gün düzenli olarak içmesi gereken ilaçları çıkardı ve ikram edilen suyla birlikte içti. Hüzünlü bir iç çekişten sonra Şermin’le karşılaşacağı buruk anın bin bir türlü hayaline daldı. Hayal dünyasından uyandığında uçak piste inmek üzere idi. Yorucu birkaç aktarmadan sonra nihayet eve ulaştılar.
Tahir amcada garip bir heyecan, Suat’ta ise farklı bir huzursuzluk vardı. Kapının zil sesi toparlanmalarına yardımcı oldu. Zahide kaygılı bir yüz ifadesi ile onları içeri buyur etti. Şermin teyze iki gündür ateşler içindeydi. Güçlükle almaya çalıştığı nefes, iyice küçülen bedenine yetmiyordu. Zaman zaman kaybolan bilinci Zahide’yi çok korkutmuştu. Eve gelen doktor artık son evrenin bütün belirtilerinin temayüz ettiğini, maalesef yapılacak çok fazla bir şey kalmadığını ama Allah’tan ümit kesilmeyeceğini söylemişti. O an teselli oldukları tek şey serum şişesindeki ağrı kesicilerin işe yarıyor olmasıydı. Olan biteni dinlerken ensesinin zonklamaya başladığını hisseden Tahir amca, cebinden tansiyon ilacını çıkardı ve Zahide’nin getireceği suyu beklemeye koyuldu.
Derin bir sessizlikten sonra Suat, Şermin teyzenin odasına yöneldi ve hazır mısınız dercesine Tahir amcaya doğru bir bakış fırlattı. Yol boyunca sormaya cesaret edemediği aklındaki bütün o soruları Zahide’nin anlattıkları ile gerilen ortamda, gözleriyle sormuştu adeta. Sen gir dercesine bir el işareti yaptı Tahir amca, ardından kafasını önüne eğip, sessizliğini sürdürdü. İlk karşılaşmada Şermin’le yalnız olmayı umuyor, bir yandan da onunla karşılaşacak gücü kendinde bulmaya çalışıyordu.  Önce Suat girdi Şermin teyzenin odasına, arkasından Zahide. İçerde olması gerekenden daha uzun süre kaldılar sanki ya da Tahir amcanın yaşadığı heyecan ona öyle hissettiriyordu. Endişelenmeye başladı ve tekerlekli sandalyesini Şermin teyzenin odasına doğru sürdü.
Karşılaştığı manzara değildi hayalinde canlandırdığı. Hayır, hayır böyle olmamalıydı. Bu işte bir yanlışlık vardı. Yatağa kapaklanıp ağlamak da neyin nesiydi şimdi. Hemen doktor çağırmalıydılar. Hemen haber etmeliydiler “Bak Şermin teyze; Tahir amca geldi” demeliydiler. “Neler, neler biriktirmiş yüreğinde, ne acılar, ne hayaller, ne dilekler, söylenmemiş ne sözler ve istenecek helallikler”. Gözyaşları sökün etti Tahir amcanın yorgun yanaklarına doğru. Hiç böyle koşar adım olmamışlardı bu katran karası inciler. İlahi adalet tecelli etmiş olmalıydı, müstahaktı ona. Aslında şu anı bile hak etmiyordu. Onu çok üzmüş olmalıyım diye düşündü. Küçülüp, küçülüp yok olmak istiyordu o an. Zerrelere bölünüp un ufak olmak ve arkasından da koca bir hiçliğe karışmak. Evet, evet istediği buydu. “Sana bunu yaptığım için beni affet, affet, affet, Şermin” diyebildi ancak düğümlerinden çözülen hıçkırıklar eşliğinde.
İkindi ezanına kadar cenaze hazırlıklarını tamamlamaya çalıştılar. Takatsiz bedenler, ışığı sönmüş gözler ve sözlü, sözsüz iniltiler geziniyordu evin içinde. Bir yandan dualar okunuyor, diğer yandan uzaktan gelenlere komşuların getirdiği yemekler ikram ediliyordu. Taziyede bulunanlar gri birer gölgeden ibaretti Tahir amca için. Sıra defin işlemine gelmişti. Mezarlığa doğru yaklaştıklarında oyalı çemberi ile birlikte kirli sarı tabutu, kara toprağa indirdiler. Arazi müsait olmadığından Tahir amca tekerlekli sandalyesiyle ancak uzaktan eşlik edebilmişti bu son yolculuğa. Kendisini ancak bir yere kadar yaklaştırmış olmalıydı Şermin, diye düşündü içinden. Söyleyecek sözü yoktu.
Sessiz kalabalık dağılıp da eve vardıklarında, Suat usulca yaklaşarak Şermin teyzenin çekmecesinde buldukları zarfı uzattı Tahir amcaya. Zarfın üzerinde “Beklenmedik Yalnızlığıma” yazıyordu. Biraz ürkek, biraz titrek bir el uzandı zarfa doğru ve katlanmış sayfa açıldığında koşarcasına fırladı cümleler, beyaz kâğıdın üzerinden, nereye dokunacaklarını pek de fazla bilmeden.


“Sevgili Tahir;

12 Ağustos 2017 Cumartesi

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK II)

Ağustos 12, 2017 6 Comments

        Derken kapı çaldı. Zahide üzerindeki iş önlüğü ve elindeki çorba kepçesiyle birlikte kapıya yöneldi. İkinci kapı zili de Şermin teyzeyi uyandırmaya yetmedi. Zahide onun manevi kızıydı. Son beş yıldır birlikte yaşıyorlardı. Evi çekip çevirmek, Şermin teyzenin öz bakımını yapmak onun göreviydi. Eve girerken; “Bütün ümitler tükendi” dedi Suat. “Cengiz yine beni yanıltmadı. Başka da tutunacak dalımız kalmadı Zahide. Ne yapmalı bilemiyorum. Şermin teyzeye yapacağımız son görevler bunlar. Ölümü bu kadar çaresizce beklemek kanıma dokunuyor”.  “Allah’tan ümit kesilmez” dedi Zahide ümitsizliğini gizlemeye çalışarak. Ardından gözleri derin bir boşluğa daldı. Sırf Suat’a biraz daha yakın olmak için her şeyi geride bırakıp, onların hayatında kendine bir yer açmaya çalışıyordu. Şermin teyzenin kader çizgisini kendisininkine benzetiyor, ümitsiz aşkına kavuşma ihtimali üzerine türlü, türlü senaryolar yazıyordu kafasında.
Şermin teyze kemoterapi, radyoterapi, ilik nakli, gibi seçenekleri baştan beri hep reddetmişti. Onu hayata bağlayan hiç bir sebep olmadığına göre hastane köşelerinde debelenmeye, çevresindekileri de kendi girdabına sürüklemeye hakkı yoktu. Yaklaşık bir aydır, adını her gece uykusunda sayıklamaya başladığı eski sevdiceği Tahir’i dünya gözüyle görmek, herhalde en büyük arzusu olurdu. Belki de söylemek istediği üç beş bakir cümle çıkardı dilinin ucundan. Kendisi böyle bir şey, hiçbir zaman ima dahi etmemişti. Ancak Suat ve Zahide’nin sezgisel gücü ve vefa borcunu hafifletme arzusu, olması gerekenin bu olduğunu söylüyordu. Son zamanlarda bu konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirmişti Suat. İlgili, ilgisiz her türlü bilgi kırıntısını önemsiyor, bir hafiye gibi iz sürüyordu nicedir. Edindiği bilgiye göre Tahir amca hayattaydı ve yıllar önce Fransa’ya yerleşmişti. Eline geçen cep telefonu numarasını tuşlarken çok da ümitli değildi aslında. Ama evet oydu, uzun zamandır aradığı ve bir türlü ulaşamadığı insan telefonun ucundaydı. Şermin teyze ile ilgili olanı biteni hızlıca özetledikten sonra gelip gelemeyeceğini sordu Tahir amcaya. Tahir amca da; tekerlekli sandalyeye bağlı bir yaşam sürdüğünü, şu anda bir bakım evinde kaldığını, gelmeyi istemekle beraber İstanbul’a kadar yalnız seyahat edemeyeceğini ifade etti. Bunun üzerine Suat; cebinde ertesi günkü kumanyayı çıkaracak parası olmasa da “ben gelip sizi alacağım” dedi, hiç düşünmeden. Sonrasında ne yapacağını, içinde bulunduğu maddi sorunlarla nasıl baş edeceğini düşünmeye başladı. Yıllarca babasından kalan borçları ödemekten helak olmuştu. Veresiye defteri yeterince kabarık olduğu için semt esnafından para isteyemezdi. Kıt kanaat geçinen birine çıkarıp da kim borç verirdi ki zaten. Son çare Cengiz’e gitmeye karar vermişti.
Hayat herkese adil davranmıyordu. Suat çilesini dolduramazken, Cengiz cebini doldurmaya devam ediyordu. Küçük bir deri fabrikasının çırağı iken önüne geçilemez hırsı, onu iş ortaklığına kadar getirmişti. İnsanların üstüne basa basa, kendi tabiri ile tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmişti bulunduğu noktaya. Para kolay kazanılmıyordu, o yüzden de sağa sola savuracak bütçesi yoktu. Üstelik Şermin teyze zaten ümitsiz bir vakaydı. Boşa masraf ve zaman kaybıydı bunca çaba. Ne yani, küçükken burnumuzu sildi diye ona evlatlık yapmamızı mı bekliyordu, “yok öyle yağma” dedi. “Hadi bakalım başka kapıya”. Bu sözler bütün gün çınladı durdu Suat’ın kulaklarında. Sulanıp, havalandırıldığında saksıdaki kuru çiçek bile yeşerip, dile geliyor, en canlı tebessümüyle geri dönüyordu emekçisine. Bu nasıl bir nankörlüktü böyle. Aklı, mantığı almıyordu bir türlü. En nihayet bankadan kredi çekmek zorunda kaldı. Uzun vadede geri ödeyecekti borcunu, yaklaşık üç katı kadarıyla. Olsun her şey için değerdi. Hiç vakit kaybetmeden hazırlıklarını tamamlayıp, yola koyuldu. Şermin teyzeyi önce Allah’a sonra da Zahide’ye emanet etmişti. Pek de iyi olmayan yabancı dili ile neyi ne kadar başaracağını kestiremese de kendine güvenmek zorundaydı. Uzun yıllardır orada yaşayan eski köylüsü Mustafa, son dakikada imdadına yetişmiş, havaalanında karşılamıştı Suat’ı ve gideceği adrese kadar da kendisine eşlik etmişti.
            İşte şimdi Tahir amca ile buluşacağı ana gelmişti sıra. 

11 Ağustos 2017 Cuma

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK I)

Ağustos 11, 2017 18 Comments
Merhaba arkadaşlar,

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “V. Her hastalık Bir Hikayedir” temalı öykü yarışmasında “Beklenmedik Yalnızlık” adlı öyküm bu yıl üçüncülüğe layık görülmüştü. Hastalıkların öyküleştirilerek anlatılması halinde tıp, eğitimi alan öğrencilere, öğrenme kolaylığı sağlanacağı, doktorlar, hastalar ve hasta yakınları için bir empati aracı olacağı düşüncesiyle projeleştirilmiş bir yarışma bu. Prof. Dr. Cengiz YAKINCI tarafından organize edilen oldukça kaliteli ve seviyeli bir platform. En son düzenlenene 515 adet müracaat olduğu bildirilmişti. En iyi ilk 30 öykü kollektif bir çalışma olarak kitaba girdi ve basıldı. 2018 yılı itibarıyla VI. sı yapılacak olan yarışmanın duyuruları yakında internet ortamına düşecektir diye düşünüyorum. Bu vesile ile ilgilenenlere şimdiden duyurusunu yapmış olayım. Katılmayı planlarsanız 5 sayfayı geçmeyecek bir kurgulama yapmanız iyi olur (Küçük bir de tüyo J). 

Öyküme gelince, başımdan geçen ya da bir yerden duyarak esinlendiğim bir hikaye değil. İlk cümleden sonra kendi kendini götüren, akıp giden bir yazı oldu.


Yalnız size bu hikayeyi paragraflar halinde vermeyi planlıyorum. Tıpkı “Arkası Yarın” formatında yani. “Eski radyo dostları hatırlayacaktır”. Böylece sizi hem çok fazla sıkmam, hem biraz merak uyandırmış olurum. Tamam itiraf ediyorum hem de sizi biraz bağımlı kılarım. Maksat maus’unuz alışsın J

Hüzünlü bir hikayenin gizemli yollarında kaybolmak istiyorsanız eğer   işte bugünkü dozunuz :))

İyi okumalar :)





BEKLENMEDİK YALNIZLIK (I)

           Kapıyı hızlıca çarpıp çıktı. Burnundan soluyordu. Neden bu insanlar bu kadar bencil, kaygısız ve ilgisizdi. Hışımla merdivenleri inerken bildiği bütün küfürleri saydırmayı da ihmal etmedi. Olanı, biteni bir türlü anlayamıyordu Suat. Sokak lambalarının aydınlattığı loş kaldırımın gizemli kıvrımlarında hızlı adımlarla ilerlerken geçmişin gölgesi de onu takip etmeye devam etti.

         Uzun zamandır görmediği, çocukluk arkadaşı Cengiz, ona kapıyı göstermişti. Kendisi için bir şey istese anlardı, ancak söz konusu olan Şermin teyze idi. Yıllarca onun hamiliğini yapan; her daim onu sevip, okşayan, bakımsızlıktan bir türlü kapanmayan yaralarını kendi hazırladığı merhemlerle tedavi eden, Şermin teyze. Pahalı mobilyalarla donattığı yazıhanesinin parlak ışıkları, mazisindeki çaresiz günleri aydınlatmaya yetmemişti anlaşılan.

         Şermin teyze; Suat ve Cengiz’e yıllarca kol kanat germiş, kendi ailelerinden göremedikleri yakınlığı onlara her zaman göstermişti. Aynı mahallede birbirlerine komşu olarak yaşayan bu evlatların yaşam kavgalarında, eğitim hayatlarında, duygusal çalkantılarında hep yanlarında olmuştu. Suat’ın annesi daha o bebekken ölmüş, Cengiz’in babası da evi terk edip gitmişti. Bu çocukların iki sokak ötesinde oturan ve onlar gibi daha nicelerinin yardımına koşan Şermin teyzeyi civarda tanımayan yoktu. Kırklı yaşlarını sürdüğü o yıllarda kendini hayır işlerine adamıştı. Etine dolgun, beyaz tenli, bal rengi gözlü ve ortalamanın üstündeki boyuyla heybetli bir görünüme sahipti. Böyle bir kadının nasıl olup da evlenmediğine dair türlü rivayetler vardı etrafta. Kavuşamadığı ve bir gün döner ümidiyle beklediği eski sözlüsü, olasılıklar arasında en kuvvetli olanı idi. Bazılarına göre sevdiği genç onu hamileyken terk etmiş ve bir daha geri dönmemişti. Herkesin derdini dinler ama kendisiyle ilgili konuşmayı pek sevmezdi. Anlatsa kim bilir yaşanmamışlıklarından ne hazin bir öykü çıkardı. Başkalarına şifa olurken belki de kendi hüznüne meydan okuyordu.

         Güzel Yalı mahallesinin emektarı, düşkünlerin, öksüzlerin annesi, zamanının efsane kadını, şimdilerde amansız bir hastalığa, kemik iliği kanserine yakalanmıştı. Günün büyük bir bölümünü sallanan koltuğunun gıcırdayan sesleri eşliğinde, uyuklayarak geçiriyordu. Hastalığının verdiği bitkinlikten olsa gerek yorgun bedeni olduğu yerde saatlerce, kıpırdamadan kalabiliyordu. Yüzündeki donuk ifadeyi çoğu zaman sarımsı mor bir renk tamamlıyordu.

            Bakalım Suat bugün ne haber getirecekti.





8 Ağustos 2017 Salı

DUYURULAR

Ağustos 08, 2017 6 Comments

8 Ağustos Uluslararası Kedi Günü’nüz kutlu olsun!




Biliyorsunuz her şeyin bir günü var. Bugün uluslararası dünya kediler günüymüş ve 2002 yılından beri de kutlanıyormuş. 


Bu sevimli yaratıkları mırlatana kadar sevmeyi,
onlara gülümsemeyi 
onları koruyup, beslemeyi 
ve hatta sahiplenmeyi unutmamamız salık veriliyor. 


Kedi severlere ve sevmek isteyenlere duyurulur :))




3 Ağustos 2017 Perşembe

EĞLENELİM

Ağustos 03, 2017 5 Comments
RAHAT BİR KAFAYA SAHİP OLUP UZUN YAŞAMAK İSTİYORSANIZ EĞER;

 MUHATAP OLDUĞUNUZ KİŞİ ORTAM YA DA KOŞULLARA GÖRE AŞAĞIDAKİ SEÇKİDEN DERLEYECEĞİNİZ KELİMELERİ GÜNDELİK YAŞAMINIZA DOZ DOZ ENJEKTE EDEBİLİRSİNİZ



1)    BOŞVER
2)    NEYSE
3)    HAYIRLISI
4)    KISMET
5)    EYVALLAH
6)    YANİ
7)    AYNEN
8)    İNŞALLAH
9)    MAŞALLAH
10)   VB....

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Google+ Followers