Bir Yıldızın Hikayesi

Blogger tarafından desteklenmektedir.

19 Nisan 2018 Perşembe

ÖYKÜ SEVER BLOG YAZARLARININ (Şimdilik) İSİMSİZ ÖYKÜSÜ "MİM"

Nisan 19, 2018 30 Comments


Merhabalar Blogcanlar J.

Gelen çok sayıdaki olumlu, teşvik edici, katılımcı yorumlardan anladığım kadarıyla tıpkı benim gibi birçoğunuzu heyecanlandırdığını düşündüğüm bu güzel mim’in içerisinde “sıra bana ne zaman gelecek acaba?” diye çok da fazla kıvranmadan yer aldığım için mutlu olduğumu belirterek başlamak istiyorum yazıma. Beni bu heyecana ortak eden sevgili Feri Peri’ye çok teşekkür ederim, öncelikle :).

En başa sararsak eğer, ortak öykü fikri sevgili Deepton’un "Kısa Öykü", (http://sadevederin.blogspot.com.tr/2018/04/ksa-oyku.html") adlı paylaşımına yapılan yorumlarla şekillendi sanırım. Özellikle de Berlin Berlin ‘in yorumuyla. Böylelikle, en zor görevi yazdığı harika bir giriş paragrafı ile Berlin Berlin üstlendi. Ardından Deeptone, Ebemkuşağı, İncirli Kurabiye ve Feri Peri heyecanı giderek artıran bir tempo yakalayarak okurlarda merak uyandırdılar. Bu arada sevgili Deep’in arada yaptığım küçük kaçamaklar nedeniyle konuyla ilgili bilgilendirme yapmak adına beni dürtme dürtüsüne minnettar olduğumu belirtmeliyim. Deep blog dünyasına adım attığım günden itibaren beni sizlerle buluşturan ve sizlere daha sıkı sarılmamı sağlayan çok kıymetli bir kardeş benim için.

Feri Peri'nin hikayeyi getirdiği nokta ve süreci çok güzel özetleyen anlatımı muhteşemdi gerçekten. Kullandığı formatı çok beğendim ve ben de benzer şekilde bu foratta ilerledim. İfade kolaylığı ve daha estetik yol alma açısından esas oğlan'ın da (veterinerin)  isim annesi oldum yüksek müsadelerinizle. 

Hatıralarımda edebi ve ebedi kalacak bu kollektif oluşumda yer aldığım için tekrar bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor ve kendimi güçlükle kazıdığım anlatımdan gönülsüzce uzaklaşarak, yazdığım paragrafla sizleri baş başa bırakıyorum. Umarım beğenirsiniz. 

Bu arada kimi mi mimledim? Biraz ürkekçe de olsa ilk gönüllülerden olma cesaretini gösteren sevgili Sibella’yı (Sibella'nın Günlüğü), https://sibellaningunlugu.blogspot.com.tr/  

Eminim ki pasta tarifleri kadar leziz bir paragrafla öyküyü devam ettirecekJ.


👉Öykü Bölümü:  Berlin Berlin
"Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu."


👉Öykü Bölümü:  DeepTone
"Öykü, Öykü, Öykü!" Fısıldamaların şiddeti arttı: 'Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan!!!' Bir sıçramayla uyandı: "Ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında?' 'Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş." 


👉Öykü Bölümü:  Ebemkuşağı
"Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden; 'İki lokma bir şeyler ye!' diye sesleniyordu. 'Geç kaldım anne!' diyerek, odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an, geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü." 


👉Öykü Bölümü:  İncirli Kurabiye
"Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, 'acaba karşılaşır mıyım?' düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü... Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı..." 

👉Öykü Bölümü:  Feri Peri
"Ayakları ondan evvel davranıp harekete geçmişlerdi bile. Hızlı adımlarla yürüyor, ılık sabah rüzgârını kızarmaktan kendilerini alamayan yanaklarında hissediyordu. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Mavinin envaiçeşit rengine bürünmüş, güneşin anaç ışıklarından şahsına pay çıkarmaya çalışıyordu gök kubbe.

'Ne güzel bir Nisan sabahı..." dedi Öykü mutluluğun iksiri aşık olma hali ile sarhoş olurken. Küçük kedicik o sırada iyice kucağına yayılmış, karamel kahvesi tüylerini yalamakla meşguldü.

Bir sokak geçti, sonra bir sokak daha. Veteriner kliniği ile arasında sadece yirmi metre kalmıştı ki hemen yanı başındaki bir dükkanın camekanının önünde durdu. Camın yansımasında kendisini yeterince beğenene kadar üstüne başına bir çeki düzen verme gayretine girişti. Ensesinde topladığı koyu kumral saçlarını saldı. Saçlar omuzlarına düştü; perçemleri de küçük ve sevimli alnına. İşte şimdi hazırdı..." 

👉Öykü Bölümü: Bir Yıldızın Hikayesi  (https://gunesebakarken.blogspot.com.tr/)

Heyecan içinde özel kliniğin merdivenlerinden çıkarken kalp atışlarının ritmini frenlemek istercesine elini göğsüne bastırdı ve her adımı ile yüreğinin derinliklerinde giderek daha da çoğaldıklarını hissettiği pır pır uçuşan sevgi kelebeklerine hemen oradan uzaklaşmalarını söyledi. Olabildiğince normal görünmeye gayret etse de kucağında taşıdığı yaralı minik kedi kadar ürkek ve narindi. Bekleme salonunda girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı sarı saçlı, ela gözlü, beyaz önlüğün içinde bile oldukça alımlı görünen bir genç kız karşıladı onu. “Bu kız da nerden çıktı şimdi” dedi içinden. Öfkesini yatıştırmaya çalışarak “Tunç Bey müsait mi?” diye sordu ve ekledi “Minik kedinin durumu biraz acil de”. “Tunç Bey şimdi bir operasyonda. 15 dakikaya kadar çıkar. O müsait oluncaya kadar ilk müdahaleyi ben yapayım dilerseniz. Ben onun yeni asistanıyım, adım Seray” deyip onay beklemeden çekip aldı kediciği Öykü’nün kucağından. Onu muyene odasına doğru götürürken geride bıraktığı parfümün rüzgarından hiç hoşlanmamıştı Öykü. Asistanın mekanik kollarında muayeneye giden kedicik ise çaresizce teslim oldu kaderine. Müjde annenin biricik kuzusu ve mahalledeki en yakın kankası Bücürük’le bugünkü pinpon maçını iptal edecekti mecburen.

29 Mart 2018 Perşembe

GÜL BAHÇESİ

Mart 29, 2018 55 Comments



GÜL BAHÇESİ

Günün ilk ışıklarıyla birlikte uyandı. Yatmaktan usanıp pencerenin hemen kenarına paralel konumlandırılmış divana, doğrulur vaziyette oturdu. Ağzını kocaman açarak odadaki bütün eşyaları yutarcasına  esnedi. Ardından işaret parmaklarını eklem noktalarından bükerek gözlerini ovuşturdu. Kollarını açtı ve iyice gerindikten sonra kendine "Günaydın" dedi. Seviyordu kendi sesine uyanmayı. O sırada gözleri, annesinin yatağına dün gece serdiği yeni çarşafa takıldı. Unutmuştu gül bahçesi içerisinde uyuduğunu. Beyaz zemin üzerine işlenmiş kırmızı gülleri narin elleriyle okşadıktan sonra derin bir iç geçirdi.  İri desenli kalın perdeyi sonra da sararmış tülü geriye doğru iterek sokak sahnesini izlemeye koyuldu. 



İlk konuğu saniye sektirmeden hergün aynı saatte evlerinin önünden geçen Sermet amca idi. Derileri yer yer eprimiş evrak çantasıyla birlikte mesaisine gidiyordu. Aynı anda sokağın diğer ucundan, kafasına yerleştirdiği yuvarlak, geniş siniyle birlikte simitçi çocuk belirdi. Tek eliyle siniyi dengelemeye çalışırken diğer eliyle sermayesini yemekte bir sakınca görmüyordu. Sıra sıra dizilmiş susam kokulu halkaları sevildiğini bildiği adreslere taşımak onun için eğlenceli bir işti. Para beklemeden uğradığı birkaç fakirhaneye simitlerin en tazesini bırakıyordu. Servis araçları vızır vızır sokaktan geçmeye başladığı sıralarda karşıki apartmanda oturan Habibe Hanım  Teyze arz-ı endam eyledi. Ton ton gövdesini, al yanaklarını ve tombul ellerini çalıştığı lokantaya doğru gönülsüzce sürüklüyordu yine. Bir yandan da onu uğurlamak için cama çıkmış çocuklarına dönüp dönüp el sallıyordu.



Sokağın bu tatlı telaşesi gününü heyecanlı kılan en önemli görsel şölenlerden biriydi. Bir de gidenlerin birer birer geri döndükleri akşam saatleri vardı, kuşkusuz. Amcalar, teyzeler, ablalar, abiler ve okul servisinden inen minik yaşıtları sabah nasıl çil yavrusu gibi işlerine, güçlerine, okullarına dağılmışlarsa akşam olunca aynı semtte tekrar toplanıyorlardı. İşte o saatlerde Sermet Amca’nın omuzları biraz daha düşük, Habibe teyzenin yüzü biraz daha bezgin bir hal almışken çocukların enerjisi sokakta oynayacak olmanın sevinci ile adeta tavan yapıyordu.


Annesinin ritmik terlik seslerini, mutfaktan gelen kap kacak tıkırtılarını, yağlanması gereken kapılardan çıkan gıcırtıları dinlemeyi seviyordu. Bütün bunlar bir evin salonundan ibaret yalın dünyasını hareketlendiren sihirli melodilerdi. Her şeyin yolunda gittiğine işaret ediyorlardı. 

Az sonra tavşankanı çay ve bir zeytin tabağı eşliğinde kahvaltı tepsisi geldi yatağına. Gül desenli yeni çarşafına ekmek kırıntısı dökmemeye azami gayret sarf ederek kahvaltısını bitirdi. 

Sermet amca, Habibe teyze, simitçi ağbi ve adlarını çok da iyi bilmediği diğer mahalle sakinlerinden toplanan yardım paralarıyla protez bacaklarına kavuşmak için camın önünde geçirdiği son günlerdi. Kahvaltı tepsisini annesine doğru uzatırken gözlerinin içine baktı. Minnet dolu gözler umut dolu gözlerle birleştiği anda evin her yeri çarşaftakinden de güzel  bir gül bahçesine dönüştü. Çaylarını yudumlarlarken yeni güne, yeni bir ömrün hayalini sığdırmaya çalıştılar. 


Bu kısa öyküm gününüzü gül bahçesine dönüştürsün inşallah. 
Kalın sağlıcakla :))

27 Mart 2018 Salı

MİM-REKLAMLAR

Mart 27, 2018 35 Comments



Merhabalar,

Kitap dostu, Simpsons ve Doctor Who hayranı Sevgili Belle;  

"Belle'ni Kütüphanesi"
  (http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/)

güzel bir mim başlatmış. Küçükken veya şimdilerde izlemekten oldukça keyif aldığımız en az 2 reklam filmini paylaşmamızı istiyor. 


İlk aklıma gelenleri aşağıya sıraladım. İlki reklam değil belki ama izleyicileri vergili mal almaya teşvik eden birçoğumuzun kafasına kazındığını zannettiğim 80'li yıllara ait öğretici, komik, kısa bir spot film. (Kaynak: Youtoube – Jarre 76). 


BİR ALIŞVERİŞ BİR FİŞ


MİNTAX

Sonra her derde deva "MİNTAX" ı unutmamak gerek. (Kaynak: #dikdurdikkat #mintax). Çamaşır, bulaşık, mutfak, banyo,.......nasıl bir iksirse artık :))


Başımızdaki kelden, ayağımızdaki nasıra, elimizdeki çıbandan, tırnağımızdaki dolamaya kadar "denesem iyi gelir mi acaba?" dedirten bir çılgınlığa özendiriyordu adeta :)))



ON YÜZ BİN MİLYON BALONCUK YUTTUM 

90'lı yılların unutulmazlarından biri de meşhur "On yüz bin milyon baloncuk yuttum" repliği ile  gazoz reklamı filmi idi. Bu filmde kıvır kıvır saçları, pembe mayosu, havalı güneş gözlüğü ile Seda Renda oynuyordu. O küçük kız büyüdü, evlendi ve anne oldu ama bıraktığı etki aradan 25 yıl da geçse devam ediyor sanırım. Eski görüntülerle Seda'nın yetişkin hallerinin mix edildiği bir başka versiyonu daha var bu filmin. Dileyen o güncel versiyonunu da izleyebilir elbette.


Sevgili Belle'ye beni mazinin tatlı derinliklerine götürdüğü için çok teşekkür ederim. 

Ben de vakitleri varsa eğer;


Beyda'yı, (Beyda'nın Kitaplığı)
Acemi Demirci'yi
Soslu Badem'i
Recep Hilmi Tufan'ı
Zehra Çelik Baltacı'yı
Mayıs Yağmuru'nu
Kelebek Etkisi'ni
Deli Kızın Bohçası'nı
Ebem Kuşağı'nı
Düş Tasarımcısı'nı
Mücahit Doğan'ı
İçimdeki Fısıltı'yı

ve yapmak isteyen herkesi bu mim'e davet ediyorum.


Kendinize çok iyi bakııınnnn :)))




22 Mart 2018 Perşembe

DERDİMİ KİM DİNLER?

Mart 22, 2018 34 Comments


Merhaba Canlar,
Ne zamandır yazmak istediğim bir konu vardı. Konuyla ilgili küçük bir araştırma yapınca aslında ne kadar da gündemin gerisinde kaldığımı anladım ama yazmadan da edemedim. Geçtiğimiz aralık ayında İzmir'in en işlek caddelerinden biri olan Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde gezerken yere oturan gençlerin önünde duran saman sarısı karton dikkatimi çekti. Kartonun üzerinde  " 5 TL'YE DERT DİNLENİR" yazıyordu.

Beni hem şaşırtan hem de gülümseten bu durumla ilgili ufak bir tarama yaptığımda gördüm ki bu işin patenti meğer 68 yaşındaki nam-ı diyar Nur Türkay'daymış. Ocak ayında hemen her gazteye boy boy haber olmuş, Zahide'nin programına bile konuk olmuş Nur Hanım. Yol kenarına koyduğu tabureye oturuyor derdi, tasası olanları 5 TL karşılığında dinliyormuş. 

Söylediğine göre insanlar işsizlik ve parasızlıktan daha çok  ayrılık ve aşk konularında dertleşiyorlarmış kendisiyle. Ona sevgililerini anlatıp akıl danışıyorlarmış.   O da kendi deneyimlerince  insanlara yardımcı oluyormuş. Her yaş grubundan insan gelip konuşuyormuş. Bazı günler 50 lira bazı günler 200 lira kazandığı oluyormuş. Ama para nasıl geldiyse öylece de gidiyormuş. Sokak hayvanlarına mama alıyormuş  örneğin.    [Müjde abla bunu okuduğuna çok sevindiğini görür gibiyim :)) ].  

Sonra araştırmamı derinleştirdiğimde gördüm ki yurdum insanı bu işe baya  bi kendini kaptırmış. Çaycısından öğrencisine pek çok ilde benzer uygulamalar varmış. Tespitlerime göre bu işe soyunan üniversite öğrencilerinin tarifesi biraz daha ekonomik. Semtine göre değişmekle birlikte büyük dertleri 1 TL'ye küçük dertleri 50 kuruşa dinliyorlarmış :))


Dertleşmeyi, dert dinlemeyi seven bir toplum olduğumuzu sanıyordum ben. Bu işi gönüllük esasına göre yapıyorduk nicedir. Hatta fazla gönüllü olduğumuz bile söylenebilir yerine ve konusuna göre. Dertlerimizi anlatacak tek bir yakınımız bile kalmamışsa durum çok vahim demektir. Yakınlarımızdan saklanması gereken bir derdimiz var ise durum daha  da vahim demektir. 

Her işi uzmanı yapmalı elbette. Parası ya da halden anlayan bir yakını olmayan, dertlerini yakınlarının bilmesini veya üzülmesini istemeyen  insanlar bu yola başvuruyorlar demek ki. Böyle bir durum karşısında söylenecek çok söz bulabiliriz elbette ama buna sadece sokak esprisi olarak bakmayı ümid ediyorum ben, bilmem siz ne düşünürsünüz? 

Okunma derdime çare olduğunuz için hepinize çok teşekkür ediyorum. Tüm dertlerinizden kurtulmanız temennisiyle hayırlı kandiller diliyorum. 




20 Mart 2018 Salı

VİZÖRDEKİ HAYAT

Mart 20, 2018 18 Comments



Merhaba sevgili okurlar; bu yazımı bütün kamera vizörü kurbanlarına armağan etmek istiyorum. Geçen gün eşimle kendi aramızda konuşurken çocuğumuzun 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenindeki sahne şovu sırasında yapmış olduğu hareketle ilgili olarak “bu detayı nasıl görmezsin” gibi hayret nidası attığım sırada beni hem düşündüren hem de güldüren şu sözleri söyledi;


-        Göremem elbette çünkü ben senin kadar konforlu değilim maalesef. Hayatı ancak kamera vizöründen takip edebiliyorum.

Düşündüm de sevgili eşim ne kadar da haklı. Hayatımızın en özel ve en güzel anlarını kameraya almak için var gücü ile çırpınırken, en uygun açıyı, en uygun ışığı yakalamaya çalışırken,   ben oturduğum yerde ana kraliçe tahtından minik kuzumuz ise müzikli, ışıldaklı sahneden sürekli gülücük dağıtıp, rol kesmekle meşgulüz. İzlediğimiz ya da bizzat içinde yer aldığımız tören ya da konser dahil hiç fark etmiyor. Rolleri çoktan biçip dağıtmışız.

Örneğin yavrumuzun solo performansındayız, eşim çekim yaparken ben duygudan duyguya savruluyor, mutluluk gözyaşları döküyor, gururdan hindi gibi kabarıyorken eşim sırf biz bu anları tekrar tekrar yaşayalım diye çekim sırasında küçük monitörden ne gördüyse artık onunla yetiniyor.  Hiçbir gösteriyi ağız tadıyla, tam ekran boyutta, orijinal açıdan ve en önemlisi de işin hissiyatını yakalayarak izleyemiyor.

“Söz kocacığım” diyorum. “Bundan sonraki ilk törende kameraman ben olacağım. Tam teçhizatlısından hem de. Tıpkı "Olacak O Kadar" güldürü programındaki meşhur tipleme Cevat Karakelle misali.  Esas adam rolüne hazırlansan iyi olur :))”.  








18 Mart 2018 Pazar

MİM- BLOG TANIMA

Mart 18, 2018 34 Comments

MİM- BLOG TANIMA

Sevgili SevKoz arkadaşım beni mimlemiş, çok mutlu oldum. Bu benim ilk mim’im. Çok teşekkür ederim SevKoz’a. Ve bu yazıyı okuma zahmetinde bulunan herkese….

SevKoz’la tanışmamışsanız eğer son derece samimi bir şekilde yanıtladığı “MİM-BLOG TANIMA” yazısından başlayarak işe koyulabilirsiniz. Kendisi tam bir kitap kurdu ve okuduklarını çok ama çok güzel yorumluyor.


SevKoz (OKUMAK HAYATTIR)


http://sevimli-kitaplar.blogspot.com.tr/



Bana gelince;

1-Nereliyim ?
Ordu’lu’yum.

2-Burcum Nedir?
Tipik yengeç. Duygusal, anaç, diğerkâm, hassas, sezgileri kuvvetli, kırılgan, kısacası ağlak ne varsa ben o’yum J

3 - Bloglarda en çok ilgimi çeken şey nedir?
Görsellik önemli mutlaka ama içerik ve samimiyet daha önemli bence. Ayrıca okurken bir şeyler öğrenebilmeyi de ümid ediyorum.

4-En sevdiğim mevsim
Yazın doğduğumdan olsa gerek midir bilmem ama “yaz” mevsimini çok seviyorum. Yalnız Karadeniz’de yazlar çok kısa maalesef. İyi yanından bakarsak güneş lekeleri ve kırışıklıklarla mücadelemiz çok daha kolay oluyor.


5 - Yabancı Dilim
İngilizce

6-Boş zamanlar...
Küçük bir çocuk annesi olarak çok boş zaman yaratamıyorum. Mesaim, kuzucuğum, eşim, kitaplarım zamanımı fazla fazla dolduruyor. Sinema filmi izlemeyi seviyorum. Geçen yıl Ağustos ayında açtığım blogumda zaman geçiriyorum. Blogumdan istemeden uzak kaldığım zaman aralıklarında sevgili Deep’in tatlı dokunuşlarıyla kendime geliyorum. Fırsat buldukça da öykü yazıyorum. Yazdığım öyküleri kitap haline getirebilmeyi çok istiyorum. İnşallah ilerleyen tarihlerde bunu başarır ve bu mutluluğumu siz blogcanlarımla da paylaşırım.  

7-En son okuduğum kitap
Hasan Ali Toptaş’tan sonra Doğan Cüceloğlu serilerinden gidiyorum bu aralar.
En son “Başarıya Götüren Aile”yi okudum.

8-Pişman olduğum bir şey
Rahatsızlık duyacak boyutta bir pişmanlık yaşadığımı zannetmiyorum. Genelde adımlarımı dikkat ederek atmaya çalışan biriyimdir.

9-Tuttuğum takım
Gerçekten sadakatle savunduğum, tuttuğum bir takım olsun isterdim ama futbol konusunda gönlüm hiç ama hiç coşmuyor. Milli takımlıyım deyip geçiyorum.

10 Çantamdan eksik olmayan
Ne yok ki. Bununla ilgili olarak bloğumda paylaştığım ve en çok tıklananlardan  “DetoksGünü "  yazımı okumanızı isterim gerçekten.

11-En sevdiğim içecek
Çay tabi ki J

12-Blogdan para kazandım mi?
Hayır. İşin o yönüyle çok ilgili değilim açıkçası.  

Bu mimi okuyan herkes yapabilir. Ben yine de vakit bulursa eğer Atakan “Ertelemek Yok Etmektir” kardeşimi mimlemek istiyorum. 

Sağlıcakla kalınız J

16 Mart 2018 Cuma

VEDA

Mart 16, 2018 16 Comments




Merhaba arkadaşlar, bugün karamsar olma hakkımı kullanabilir miyim acaba? Neden bilmem aşağıdaki dizeler dökülüverdi kalemimden. Güzelim hafta sonu yanaşırken "içim şişmesin" diyenler, okumasınlar derim.    Kendinize çok iyi bakın emi !!!!


VEDA

Solgun tenli adamın
Sesi ürkek ve durgun
Anlatıyor bakışları
Yıllar yılı neden yorgun

Muhatapsız yüzü
Yalnızlıklara sürgün
Titriyor ak elleri
Saklayamıyor kendin 

Okşanmamış saçları
Kırlaşmaya döngün
Ağlaşıyor  yaraları
Eriyorken gün gün

Yaşanmamış zamanları
Tüketmeye bezgin 
Uğurluyor bedenini
Ölesiye üzgün 

Google+ Followers