Blogger tarafından desteklenmektedir.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK II)


        Derken kapı çaldı. Zahide üzerindeki iş önlüğü ve elindeki çorba kepçesiyle birlikte kapıya yöneldi. İkinci kapı zili de Şermin teyzeyi uyandırmaya yetmedi. Zahide onun manevi kızıydı. Son beş yıldır birlikte yaşıyorlardı. Evi çekip çevirmek, Şermin teyzenin öz bakımını yapmak onun göreviydi. Eve girerken; “Bütün ümitler tükendi” dedi Suat. “Cengiz yine beni yanıltmadı. Başka da tutunacak dalımız kalmadı Zahide. Ne yapmalı bilemiyorum. Şermin teyzeye yapacağımız son görevler bunlar. Ölümü bu kadar çaresizce beklemek kanıma dokunuyor”.  “Allah’tan ümit kesilmez” dedi Zahide ümitsizliğini gizlemeye çalışarak. Ardından gözleri derin bir boşluğa daldı. Sırf Suat’a biraz daha yakın olmak için her şeyi geride bırakıp, onların hayatında kendine bir yer açmaya çalışıyordu. Şermin teyzenin kader çizgisini kendisininkine benzetiyor, ümitsiz aşkına kavuşma ihtimali üzerine türlü, türlü senaryolar yazıyordu kafasında.
Şermin teyze kemoterapi, radyoterapi, ilik nakli, gibi seçenekleri baştan beri hep reddetmişti. Onu hayata bağlayan hiç bir sebep olmadığına göre hastane köşelerinde debelenmeye, çevresindekileri de kendi girdabına sürüklemeye hakkı yoktu. Yaklaşık bir aydır, adını her gece uykusunda sayıklamaya başladığı eski sevdiceği Tahir’i dünya gözüyle görmek, herhalde en büyük arzusu olurdu. Belki de söylemek istediği üç beş bakir cümle çıkardı dilinin ucundan. Kendisi böyle bir şey, hiçbir zaman ima dahi etmemişti. Ancak Suat ve Zahide’nin sezgisel gücü ve vefa borcunu hafifletme arzusu, olması gerekenin bu olduğunu söylüyordu. Son zamanlarda bu konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirmişti Suat. İlgili, ilgisiz her türlü bilgi kırıntısını önemsiyor, bir hafiye gibi iz sürüyordu nicedir. Edindiği bilgiye göre Tahir amca hayattaydı ve yıllar önce Fransa’ya yerleşmişti. Eline geçen cep telefonu numarasını tuşlarken çok da ümitli değildi aslında. Ama evet oydu, uzun zamandır aradığı ve bir türlü ulaşamadığı insan telefonun ucundaydı. Şermin teyze ile ilgili olanı biteni hızlıca özetledikten sonra gelip gelemeyeceğini sordu Tahir amcaya. Tahir amca da; tekerlekli sandalyeye bağlı bir yaşam sürdüğünü, şu anda bir bakım evinde kaldığını, gelmeyi istemekle beraber İstanbul’a kadar yalnız seyahat edemeyeceğini ifade etti. Bunun üzerine Suat; cebinde ertesi günkü kumanyayı çıkaracak parası olmasa da “ben gelip sizi alacağım” dedi, hiç düşünmeden. Sonrasında ne yapacağını, içinde bulunduğu maddi sorunlarla nasıl baş edeceğini düşünmeye başladı. Yıllarca babasından kalan borçları ödemekten helak olmuştu. Veresiye defteri yeterince kabarık olduğu için semt esnafından para isteyemezdi. Kıt kanaat geçinen birine çıkarıp da kim borç verirdi ki zaten. Son çare Cengiz’e gitmeye karar vermişti.
Hayat herkese adil davranmıyordu. Suat çilesini dolduramazken, Cengiz cebini doldurmaya devam ediyordu. Küçük bir deri fabrikasının çırağı iken önüne geçilemez hırsı, onu iş ortaklığına kadar getirmişti. İnsanların üstüne basa basa, kendi tabiri ile tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmişti bulunduğu noktaya. Para kolay kazanılmıyordu, o yüzden de sağa sola savuracak bütçesi yoktu. Üstelik Şermin teyze zaten ümitsiz bir vakaydı. Boşa masraf ve zaman kaybıydı bunca çaba. Ne yani, küçükken burnumuzu sildi diye ona evlatlık yapmamızı mı bekliyordu, “yok öyle yağma” dedi. “Hadi bakalım başka kapıya”. Bu sözler bütün gün çınladı durdu Suat’ın kulaklarında. Sulanıp, havalandırıldığında saksıdaki kuru çiçek bile yeşerip, dile geliyor, en canlı tebessümüyle geri dönüyordu emekçisine. Bu nasıl bir nankörlüktü böyle. Aklı, mantığı almıyordu bir türlü. En nihayet bankadan kredi çekmek zorunda kaldı. Uzun vadede geri ödeyecekti borcunu, yaklaşık üç katı kadarıyla. Olsun her şey için değerdi. Hiç vakit kaybetmeden hazırlıklarını tamamlayıp, yola koyuldu. Şermin teyzeyi önce Allah’a sonra da Zahide’ye emanet etmişti. Pek de iyi olmayan yabancı dili ile neyi ne kadar başaracağını kestiremese de kendine güvenmek zorundaydı. Uzun yıllardır orada yaşayan eski köylüsü Mustafa, son dakikada imdadına yetişmiş, havaalanında karşılamıştı Suat’ı ve gideceği adrese kadar da kendisine eşlik etmişti.
            İşte şimdi Tahir amca ile buluşacağı ana gelmişti sıra. 

6 yorum:

  1. Öykü güzel gidiyor.Tahir Amca'yı merak ediyorum şimdi de. Bakalım buluşma nasıl geçecek? Kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim ilginize ve beğeninize :))

    YanıtlaSil
  3. Biraz acıklı bir öykü :( Bakalım nolcak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet konu hastalık olunca biraz öyle ilerledi maalesef. Sizin blog sayfanızın tema başlığı ile çok örtüşmüyor ama umarım son iki bölümü de okuma lütfunda bulunursunuz :)) Sevgiler

      Sil
  4. çok güzel gidiyooooo hüzünlü ama hüznü severiz tabikide :)

    YanıtlaSil

Google+ Followers